« Önceki | Sonraki »

5/11/2009

DİSÜTOPİK

Kolsuz, bacaksızlar şehri—rakım 0.00 nüfus 25570350926

Yerlerde sürünüyorum bir süredir. Böyle daha kolay oluyor. Arada bir denk gelirse belki, etine dolgun bir solucan yiyorum. “Yer çekimi” yok aslında “yere yapışım” var şimdi. Ve yere yapışım bütün kanunların da üzerinde hayatta kalabilmek için. Tırnaklarım uzadı hemencecik, yaşayabileyim diye. Kazıyorum toprağı, ah evet orada öğle yemeğim. Güneş sırtıma yapışmış, yanıyorum. Midem bozulmuyor bu yüzden. En azından buna sevinebilirim. Yakaladığım ufak tombul solucanı sırtıma yapıştırıyorum. Ama bu pis bir iş. Toprağı kazarken genellikle açlıktan gözüm dönmüş olduğu için dikkatsiz oluyorum. Ve tırnağım yırtıyor onun pembe zarını. İçinden sarımsı sümüğe benzer bir sıvı çıkıyor. Eğer büyükse yakaladığım hafif yeşile çalıyor bu sıvı. Kaçmasını istemiyorum tabii ki yemeğimin, bu yüzden çekiyorum geri kalanını topraktan. Sırtıma yapıştırıyorum ağzımın suyu aka aka. Akan su griye çalıyor. Sonra bir cızırdama ve ta taam yemeğimiz servise hazır. Sırtım ufak mide misafirlerimin sularıyla dolu. İrili ufaklı lekeler var kahverengi, sarı, kırmızı… Mönüm sırtımda yazılı aslında. Ama pişince çok doyurucu bir yemek bu. Önce ana yemek yemiş gibi oluyorum, sert bir dış zar. Sonra içi hala sıvı olduğu için yemeğin yanında çorba içmiş hissi duyuyorum. Genelde daha soğuk oluyor çorba ana yemekten, ama olsun, doymak güzel.

Günlerim gecelerim benim keyfime kalmış. Güneşi yere yassı bir şekilde sıkıştırıyorum geceleri. Ayı alıyorum yerden, delik kısmını ağzıma dayayıp gri nefesimi veriyorum içine. Eskiden olduğundan daha kirli artık ay. Sonra sırtıma koyuyorum onu serinlemek için. Sırtımdaki lekeler daha bir kalıcı oluyor bu sayede. Güvenilir bir restoran imajı vermeye çalışıyorum. “Mönümüzü değiştirmiyoruz. Neden mi? Bunlardan daha lezzetli bir şey yok da o yüzden.”  Hem bu sayede tırnaklarımın arasındaki sıvımsı pislik de kuruyup yere düşüyor. Hem bu çok faydalı benim için. Bu sayede daha çok solucan çekiyorum. Çürümüş irinin kokusuna geliyor hepsi.  Omurgamın şişmiş olan kısmına ulaşmaya çalışıyorum soğuduğumda. Hala canım yanıyor bu yüzden. Henüz kolsuz ve bacaksız kalmadım ama çevremdekileri gördükçe solucanların artık gün gelip biteceğine daha çok inanıyorum. Ama ben kendimi yemeye kollarımdan ya da bacaklarımdan başlamayacağım karar verdim. Omurgamdaki iliği emmek istiyorum önce. Şu toplam ana yemek ve çorbaların üzerine artık tatlı yemek istiyorum açıkçası.

Üzerime düştüğü anda yaşadığım acıyı tarif etmem çok zor. Ama bunu şansımın döneceğine dair bir işaret olarak kabul ediyorum. Hala uzuvlarım tam olduğuna göre gerçekten şanslıyım demektir. Bir çoğumuz öldü aslında. Nüfus baya bir kalabalık gözüküyor ama aslında öyle değil. Ölüleri gömmedik. Bazıları onları yiyorlar. Ama ben en çok solucan avlamak için kullanıyorum onları. İnsan eti yemeye hazır değilim henüz. Ölüler hep el altında zaten. Hoş elin altı mı var ki burada! Pat! Evet, sadece buna benzer bir ses düşün. Ama düşün ki bu ses Asya’dan dünyayı dönüp dolaşıp aynı ekoyu tekrar Asya’ya vermiş olsun.

Gökyüzü düştü. Beklemiyorduk bunu ama oldu. Ben de sağ kalanlardan biriyim. Ama çok sürmez bu durum. Her gümüz toprağa yapışık bir halde geçiyor burada. Kan kokusundan demir tadı alıyordum başlarda. İğreniyordum her şeyden. Şimdiyse alıştım, sevmeye başladım hatta şu anki durumumu. Daha da kötüsü gelecek çünkü biliyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı